04 Aralık 2009 Cuma

Haber Takip Etmek


Haberleri takip edip etmediğim soruldu bana...
Uzun süredir takip etmiyorum.
Çünkü film hep aynı, zaman farklı ama film hep aynı, aynı senaryo, farklı insanlar..
Her seferinde kaldığım yerden devam ediyorum.
İnsanlar insan çünkü... Yüzyıllardır  aynı...
Böylesi daha iyi...
Sıkıldım savaşlardan.
İç'inden dış'ından, sıcak olanından soğuğundan,  politiğinden ve psikolojiğinden...
Taarruzdan ve savunmadan...
Devletler ve devletler, toplumlar ve devletler, devletler ve bireyler, bireyler ve bireyler arasında olanından..
Savaşmayın... Sevişin.. Öpüşün koklaşın.. Eğlenin.. Hayat kısa.. Hemde çok kısa!!!
İncir çekirdeklerinden vazgeçin!
Bu bir kendimle konuşmadır, sizinle konuşmadır...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Ben Bugün...




Ben bugün kanatlanmak üzereyim...

Kanatlansam da ancak bu kadar yükselebilirdim..

İçimde heyecanlarım... Bilmezliklerim...

Kalbimde umutlarım ve hayallerim..

Ah benim kıpır kıpır yürekçiğim, senin bu halini ne

çok seviyorum ben...

06 Kasım 2009 Cuma

SEVGİLİM YALAN SÖYLERSEM SANA

Sevgilim yalan söylersem sana


Kopsun ve mahrum kalsın dilim

Seni seviyorum demek bahtiyarlığından



Sevgilim yalan yazarsam sana

Kurusun ve mahrum kalsın elim

Okşayabilmek saadetinden seni



Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim

İki nadim gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar

Ve göremesinler seni bir daha

08 Ekim 2009 Perşembe

Aklında olduklarıma teşekkür ederim.

Bir konuşmanın içine beni de kattığınız için teşekkür ederim. (Sevgili Best Wishes ve Sevgili Goodess Artemis)
Merak ettiğiniz için teşekkür ederim..
Napıyo bu kız.. Noluyo diye düşündünüzse ne mutlu bana :)

Zor bir kaç zaman geçirdim.
İçimin acıdığını hissettim.
Zayıflıklarımla, hırslarımla, kızgınlıklarımla tüm negatif hislerimle yüzleştim.
Kendime kızdııım, onlara kızdım, olanlara kızdım...
Yaşam sevincimi kaybettiğimi hissettim.
Çıkamayacağımı sandım o halden.
Uyanmak istemiyorum diyerek uyuduğum geceler oldu.
Ama geçti şükürler olsunki.
Bir kaç kırıntı kaldı sadece, onları da attık mı tamamdııııır.


Bu hafta sonu oryantal dans kursuna başlıyorum.
Kıvırayım şöyle biraz :)
Raks ederim belki bir gün birine :)p
Edeyim edeyiiim...




Sultaaanıııım ... Emrinize amadeyim..
Evet göz makyajımı özel olarak sizin için yaptırdım.
Kokum özel ..


Hah hah hah :)

07 Ekim 2009 Çarşamba

İşte Geldim Burdayım

Sokrates oldum ben :)
Düşünüyorum öyleyse varım...
Ben'cil olduğumu farkettim...
Hep istediğimi farkettim...
Benim istediklerimi herkesin isteyebileceğini farkettim...
Ne istiyorsam onu vermem gerektiğini öğrendim...
İç huzurumu yakalayabileceğimi, çaba sarfetmem gerektiğini öğrendim.
İnsanım ben, okuyorum, anlıyorum, öğreniyorum, çabalıyorum ve çalışıyorum...

23 Eylül 2009 Çarşamba



İşte böyle miniciktim...
"Kalbim bu kadar benim..." derken sıktığım avucuma bakardım.
Kabul ederdim minikti...
Miniktim bende... Beynim de minikti...
Kalbim de minikti....

Sonra doping verdiler kalbime...
Sanki babamın yumruğu kadardı bu kez..
Ama babamın kalbi kendi yumruğu kadardı...

Sustum...
Hep sustum...
Alışkanlık haline geldi bu susmalar...

Ama bu kez ben kuracağım cümlelerimi.
Hani üzülmesinler diye kurduğum cümleler vardı ya...
Hani üzülmesinler diye kurmadığım cümlelerde vardı ya işte onlar kalbime ağır geldi...

Anne!
Kalbim çok acıyo bu günlerde....

Bugün İnsanları Daha Çok Seviyorum...

Bugün hayvanları insanken sevdiğimi düşünüyorum...
Onların yerinde olsaydım bu gözlerle yine sever miydim ? Bilmem...
Kim bilir belki onlarda insanlar gibidirler...
Onlar da birbirini tanıdıkça insanları daha çok seviyorlardır..

15 Eylül 2009 Salı

Bugün Hayvanları Daha Çok Seviyorum

Kızgın mıyım?
Hayır...

Ama bugün şunu hissediyorum..
Kırgınım...

"İnsanlar tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum." lafını ilk okuduğumda orta okuldaydım sanırım. O zamanlar dünya ve dünyam ne kadar temizmiş ki, bunu bir gün düşüneceğim aklıma gelmemiş..

Bugün... Hayvanları daha çok seviyorum..

Ne kadar yalın... Ne kadar süsten  uzak... Ne kadar kendilerini pazarlamıyorlar...
Ne kadar oldukları gibiler... Ne kadar kibirsizler...

10 Eylül 2009 Perşembe

Güzel günler beni bekleeeeer....
Merak edenler için...
Coming soon...

Not: Benim için dua eder misiniz?
Not2 : Bonsaim uğurum benim.... Özledim seni :(

04 Eylül 2009 Cuma

Yetinmeyi Bilemem ...

"Yetinmeyi bilir misin?
Sana verdiği kadarıyla hayatın
Hoş
Bilsen de bilmesen de
Yara bere içinde bu yollardan geçeceksin "

Hayatın bana verdiği kadarıyla yetinemiyorum..
Kafam beynim vücudum her yanım yorulmalı...
Ve sonunda bir zafer olmalı...
Mutlaka...

28 Ağustos 2009 Cuma

"En son ne zaman böyle dua ettiniz?" den

İbrahim Ortaç, Ramazan Pidesi blogunda En son ne zaman böyle dua ettiniz demiş..
Bir göz atın derim.. Güzel şeyler demiş...

Şimdi sevgili İbrahim Ortaç konuyu duadan açımışken, naçizane bir kaç diyeceğim benim de var...

Dua'nın bed'i good'u olmaz.. Dua duadır.. Allah'a yakarıştır... Şükrediş, dilektir... Taraflardan birisi İlah olduğundan bunun adına dua demişiz... Ne güzel demişiz... Tüm varlıklardan rica ederiz, arz ederiz ama O'na dua ederiz... Dua ettiğimiz başka hiç bir varlık ya da hiçlik yoktur... (Güzel bir ayrım hoşuma gitti şimdi söyleyince)

Dua ederken onun ne kadar büyük, ne kadar sıcak, ne kadar ne kadar ne kadar olduğunu düşünür dururum... O'ndan korkanlara şaşırırım her zaman.. O korkulacak değil ki diye düşünürüm.. O sevilecek, hürmetle önünde eğilecek, tek secde edilecek, en merhametli, en hikmet sahibi, örnek aldığımdır.. Tüm güzel sıfatların sahibi... Ahhh! Seni anlatmak ne zor...

Her gün andığım, her andığım da huzur veren varlık, seni bilmeyenlere sana inanmayanlara karşı hoşgörülü olmak isterdim, ancak o yücelikte değilim henüz, sadece göz ardı edebiliyorum... (Bana hoşgörülü olmayı nasip et...) (hoşgörü konusunda doyurucu bilgi almak için lütfen tıklayınız )

İbrahim Ortaç yazısının sonun da mim demiş:
"1- Çocukluğunuzda öğrenip hâlâ çok sevdiğiniz duaları yazınız." demiş.
Çocukluğumda sevdiklerimi şimdi hatırlamıyorum ama Büyük Cevşen'i okumayı çok seviyorum...

Büyük Cevşen'de sevdiğim onlarca seslenişten sadece bir kaçı ve güzel bir dua:

Ey rağbet edilmeye en layık olan!
Ey zikredilmeye layık olanların en hayırlısı!
Ey yalnızlık ve kimsesizliğimde tek enisim sahibim!
Ey bütün ihtiyaçlarımda ümit kapım, medetkarım!
Ey dehşet içinde kalıp korktuğumda tek yardımcım!
Ey şaşırıp yolda kaldığımda rehberim, tek önderim!

Sen her türlü noksan sıfatlardan münezzeh ve bütün kemal sıfatlarıyla muttasıfsın. Senden başka ilah yok ki bize yardım etsin. El aman! El aman! Bizleri cehennem azabından halas eyle!

Amin...

Sevdiğim sureler...

Çocukluğumda sevdiğim sure: Kafirun Tebbet suresiydi.. Birde ilk okuduğumdan bu yana sevdiğim ASR, hem manası hem okunuşu beni çok etkiliyor...
Her korktuğumda vesveseye düştüğümde Nas-Felak dilimdedir...


Huzurlu günler...

Deli Kızın Çeyizi


Öğüt komasına girmiş bir haldeyim.. Paranın bilmem ne kadarıyla kredi öde... Paranın bilmem şu kadarıyla çeyizine birşeyler al...

Almıyorum çeyizime bir şey... Hayatımda kesinliği olmayan bir şey için neden yatırım yapMALIYIM? Belki evlenmeyeceğim ... Belki sevdiğim var ama kavuşmam artık imkansız, ondan gayrısıyla evlenmek istemiyorum olamaz mı... Ne yapıcam sonra ben o çeyizleri? Her baktığımda bana mutluluk mu verecek? Ya da hayatımda olmayan birinin hayalini nasıl kurayım... Tipini huyunu suyunu bilmezken, evleneceğim kişiyi henüz görmemişken, onun nelerden hoşlandığını bilmezken... Ortada somut bir şeyler yokken nasıl hazırlık yapayım ben..

Benim çeyizim: hayallerim.. Benim çeyizim: ben'im...
Ben'i ben yapıyorum... Her gün bir güzellik katıyorum... Nakış gibi işliyorum hayatımı...Kasnağı çevirip bakınca ipler karmakarışık olmayacak... Karışmış olanları da bir zahmet makasın ucuyla düzeltsin artık ;) Olmaz mı :)

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Yalnızca Tek Bir Günah Vardır...


"Şimdi mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır, tek bir günah.O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın çeşitlemesidir..."
...
...
...
"Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun." dedi Baba. "Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde , birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?"
...
...
...
"Çalmaktan daha kötü bir suç yoktur, Emir." dedi Baba. "Kendisine ait olmayan bir şeyi alan insan, bu ister bir can olsun isterse bir dilim nan... aşağılıktır. Böyle birinin yüzüne tükürürüm. Böyle biriyle yollarımız kesiştiğinde, Allah yardımcısı olsun. Anlıyorsun değil mi?"

Bu küçük bölüm okuduğum Uçurtma Avcısı kitabından. Etkiledi beni... Küçükte olsa yaptığım hırsızlıklar oldu, keşke yapmasaydım dedim... Keşke yapmasak dedim.. Beyaz yalan diyoruz adına, beyazın arkasına sığınıyoruz saflık yüklüyoruz.. Sakız çalmak gibi bir şey işte...

Fotoğraftaki kitap okuyan ben :)

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Söz

Canım Kızım,

Eğer oğlum sen doğarsan kızma bana kızım diye başladım için...

Eğer babanla yollarımız bir gün ayrı düşerse ya da eğer bir gün senden uzakta kalırsam ya da sen benden uzağa düşersen: Buluşma yerimiz belliyse saatlerde kurulmuşsa başım ağrımayacak, keyfim yerimde olacak söz sana ya da söz size.....

Özledim seni, çantam da hazır, yanına geliyorum hem biraz dolaşırız, biraz laflarız, akşam yemeğimizide dışarda yiyelim olur mu annem dediğinde sana söz veriyorum "tamam" dediğimi unutmayacağım ve benim başım ağrımayacak...

Eğer, başka bir derdim varsa bunu her sıradan kadının bahanesi olan baş ağrısıyla örtmeyeceğim.. Ve sen benim evladımsın derdimi seninle paylaşacağım ne de olsa sen benim canımsın canımdan bir parçasın, ben parçama nasıl uzak dururum, nasıl arama mesafe koyarım.. Zaman zaman seni üzmeyeyim diye anlatmaktan vazgeçeceğim çok şey olacak biliyorum ama sana gelemezsem eğer başım ağrıyor demeyeceğim...

Tamam mı çocuğum... Tamam mı bitanem!

Seni şimdiden özleyen annen....

20 Ağustos 2009 Perşembe

Peçete Üreticilerinden Bir Ricam Var !



Peçete üreticilerine uzun zamandır seslenesim var:

"K A T L A N M I Ş P E Ç E T E Ü R E T İ N A R T I K !"

En azından üçgen şeklinde katlanmış olanından üretin de kurtulalım şu zahmetten :) Evet benim üşengeçliğim belki bu kez "yuh!" dedirtecek cinsten oldu ama naaapim :) Herkes birşey hayal eder de üretilsin ister de ben isteyemez miyim? Hıh bal gibi de isterim...

KATLANMIŞ PEÇETE İSTİYORUM! BAŞLANGIÇ OLARAK DÜZ BEYAZ PEÇETEYİ KATLASINLAR; görülmüş mü kare kare dümdüz bir şekilde masada yer aldığı? Yani aşağıdaki gibi olmadığı müddetçe...



Aşağıdaki Aşçı Kybele-F şapkasını burdan bakarak yaptım.



Yarım yelpazayi de burdan bakarak..


E diğer iki basit katlamayı da ben biliyodum :) O kadar olsun ama dimi :)

Sadece...


Sadece içim acıyor...
Boğazımda düğümleniyor bişeyler bugün, dünden beri...

İçimdeki kırık yerleri tamir edemiyorum...

18 Ağustos 2009 Salı

Ölmek İstemem!


Arkadaşlarla tatile çıkmadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



O'nun yanında huzurla uyanmadan...(ÖLMEK İSTEMEM)...



Gıd gıd gıdaaak yumurtam sıcaaaak diyerek sıcacık yumurtaları kümesten almadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



İnatlaşmadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Romantizm yaşamadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Misafirlerime güzel tatlılar ikram etmeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Gün batımını izlemeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Pişmanlık duymayarak yemeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Paranın hiç de önemli olmadığı günler yaşamadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Güzel tabaklarda yemek yemeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Esnemeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Evimin balkonunda kuşlar beslemeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Günlerce kitap okumadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Ailem için özel yemekler hazırlamadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Destek olmadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Zafere erişmeden (ÖLMEK İSTEMEM)...




Birinin ağzını burnunu dağıtmadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Uzuuuuun bir yola gitmeden, uzun yıllar yaşamadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Böyle bir köprüde bir dost'la sohbet etmeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Böyle bir yolda bisiklete binmeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Böyle bi duş almadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Doyasıya yüzmeden (ÖLMEK İSTEMEM)...



Keyif yapmadan (ÖLMEK İSTEMEM)...



Bu kedi gibi güneş-le(te) mayışmadan (ÖLMEK İSTEMEM)...

Sizde ölmek istemiyorsanız, ben bunu mim konusu yaparım diyorsanız buyrun efendim...

Aman Allah'ım yoksa bir mimin başlangıç noktası mı oluyorum? :)

Aklıma Niyet Tavşanı Geldi..


Sabahın en erken saatinde aklıma niyet tavşanları düştü...
"Niyet ettim"le başlayan cümlelelerin kurulduğundan mı yoksa bir umuda olan ihtiyaçtan mı...Yoksa bir sürü başka sebepten mi...
Niyet 1: Niyet ettim sınır hatlarımı kırmızılaştırmaya..
Niyet 2: Niyet ettim herşey sıradanlaşırken kendimi o sıradanlığa kaptırmamaya...
Niyet 3: Niyet ettim masadan aç kalkmaya...


Son zamanlarda bir durgunluk var içimde.. Kendime gelmek istiyorum, sıkıldım birilerine gitmekten, birilerinin bana gelmesinden... Kendimi özlemişim. Kendimi sevmeyi özlemişim.. Kendimle vakit geçirmeyi özlemişim... Ay ne tatlıymışım ben, ne keyifliymişim :) Beni sevenlerin ve sevmeyenlerin seviş/sevmeyiş nedenlerini daha iyi anlıyorum böyle günlerde...

Fotoğraftaki tavşanlar da ben değilim kız da ben değilim :)
Niyet tavşanını burdan buldum
diğerini de bu siteden bir yerlerden ama bi buldum bi daha bulamadım :)


Esen kalın...

esen kalmak
ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olmak: Şen ve esen kalınız.

06 Ağustos 2009 Perşembe

Yer - Zaman - Human 3lü'sü


Evet..

Paylaşılası bir sohbet konusu daha..

Kombinasyonlar...


Yer-Zaman-İnsan 3lüsü...

Çeşitli kombinasyonları var,

Doğru Yer - Doğru Zaman - Yanlış İnsan

Doğru Yer - Yanlış Zaman - Doğru İnsan

Yanlış Yer - Doğru Zaman - Doğru İnsan

.....

....

....

....

Yanlış Yer - Yanlış Zaman - Yanlış İnsan

....

....

.....

Yer

Zaman

İnsan

Bu kombinasyonların çoğunu yaşamışızdır..
En çok acıtanın hangisi olduğu konusuna gelince kararsız kalıyorum;
Yanlış Zaman - Doğru Yer - Doğru İnsan mı desem Doğru Zaman - Doğru Yer - Yanlış İnsan....
Mmmmm en en en kötüsüne gelinceyse;
Yanlış Yer - Yanlış Zaman - Yanlış İnsan sanırım ..

Yine kararsızım...


3ü bir araya geldiğindeyse tadınmaz yenmez sanırım..
Henüz denk gelmedim kendisine..
Denk geleee tadını çıkara diyelim...

En güzel dileklerimle efendim...
Mutlu günler...

03 Ağustos 2009 Pazartesi

Güven Duygusu mu Desem...


Gecenin 3ünde kör karanlıkta denizde girdim ben..Su aynı su, daha önce yüzlerce kez girip çıktığım, dalıp gittiğim su; ama insan önünü göremediği zaman diğer tüm şartlar sabit kalsada tedirgin oluyor.
Bir türlü her zaman gittiğim kadar uzaklara gidemedim, açılamadım... Gidebildiğim yere kadar gittim ama ayağımın altından bir şey mi geçecek, ay bu elime takılan yosun muydu başka bir şey miydi? derken bir de bakmışım hiç keyif almamışım yüzdüğüm onca dakikadan.. Sonra beni bir düşünmedir aldı gitti, güvenmek ne kadar önemliymiş meğer, önümü görebilmek, karşıma çıkanın ne olduğunu bilmek benim için ne kadar önemliymiş...

Tanıdığım ama karanlığından kendimi çektiğim bir kaç insan oldu hayatımda, başlangıçta keyif aldım, ne oldu? ne olacak? kim bilir ne diyecek? g,b, sorularla halimden haz aldım. Karşıma birden canavar çıktığında hiç bir şey yapamamaktan beni yemesinden, parça pinçik yapmasından içten içe haz aldım.. Ama benim mazoşistliğim bir kaç ayla sınırlı kaldı ve ben demirimi aldım o kıyıdan..

Kutuplarda yaşamak bana göre değil, her gün güneş doğmalı ve batmalı...Uzun
sürmemeli bilinmezlikler...

Güven: Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu (TDK der)Tedirginlik: Fiziksel ve ruhsal yönden rahat olamama durumu. (yine TDK)

30 Temmuz 2009 Perşembe

Yazdığım İlk Mim Çok Heyecanlıyım:)


Haspamcığım mimledi beni Bir sanatçı/grup seçiyormuşuz daha sonra onun şarkılarını kullanarak bu güzel sorulara cevap veriyormuşuz.
Hadi başlayayım:)

Pick Your Artist:
Teoman:)


Male or Female:
Ruhidir Benim Adım - İstasyon İnsanları


Describe yourself:
17

How do you feel?
Yalnız Kalpler Sütunu



Describe where you currently live:
Rapsodi İstanbul



If you could go anywhere, where would you go:
Galata'da Rıhtımda :)


Your favourite form of transportation:
Yollar:P


Your best friend is:
Kardelen-Motosikletli Kız (ikisinide severim:))


What's the weather like:
İstanbul'da Sonbahar


Favorite time of day:
Bugün :)



If your life were a TV show, what would it be called:
Dünya


What's life to you:
Yarından Bana Ne

Your fear:
Aşk Kırıntıları


What's best advice you have to give:
Soy Beni :)



Thought for the day:
Güzel Bir GÜn


How i would like to die:
Sessiz Eller


My soul's present condition:
Mektup


My motto:
Sus Konuşma!

23 Temmuz 2009 Perşembe

Kadınlar Güçlüdür! Kuş Kadınlar!


Dün akşam çocukluğumdan bu yana çok iyi anlaştığım bir arkadaşımla (arkadaşım dememe çok kızsada o benim arka'daşım!) kadınlar ve erkekler üzerine tanımlamalar yaparken, tezler antinezler sentezler üretirken bulduk kendimizi. Keyifli bir sohbetin tam da eşiğinde duruyormuşuz bağdaş kurmuş karşılıklı otururken..
Aidiyetlik, güvenilir kanatların altına girme isteği, eskiler, yeniler, erkeklerin hayata bakış açıları ve zaafları derken biz kadınların ne kadar güçlü olduğu sonucuna bir kez daha vardık. Biz istedik oldular, biz istersek varlar... Ve o şöyle dedi: "İpini çekersem gelebilir,ancak ben bırakırsam gidebilir...Eğer istersem hayatıma girebilir,istemezsem çekip gidebilir...Şunu aklından çıkarma;o,ben istediğim sürece var!..." Ve ben bir kez daha anladım ki arkadaşım yine haklı.. Konuştukça feminizmin eşiğine geldim. Konuştukça kendimi sevdim, konuştukça kadınları sevdim.. Bunca güçlü oluşumuzla gurur duydum! Erkeklerin güçlü olduklarına, dünyanın onlar için inşa edilmiş olduğunu düşünmelerine en çok eğlenenin onlar olduğu fikirlerine olan inançlarına sevgiyle-şefkatle yaklaştım. Küçük oyunlarına güldüm ama yine de onları sevdim:)
Etrafımdaki tüm kadınların ne güçlü olduğunu, erkeklerinse muhtaç olduğunu yalnızlıktan korktuklarını gördüm...
Kendinize ve hayatınıza öyle ya da böyle girmiş tüm insanları bir tarayın, kaç tane yalnız erkek var???

Yaşasın güçlü kadınlar!!!!


Birde Ece Temelkuran'ın yazısı aklıma geldi paylaşayım dedim, tüm kuş kadınlara armağan ettim... Sevgilerimle ve en derin saygılarımla arkadaşlarım...


Tepeden aşağı bisikletle hızla inen güzel kadının ardından ona âşık olan genç adam bağırmaktadır:
- Iris, yavaşla! Dur! Sana yetişemiyorum!
- Yavaşlayamam. Sen bana yakın durmaya çalış. Bir şey olmaz!
İngiliz yazar Iris Murdoch’un hayatını anlatan "Iris" filminde üç kez aynı sahne tekrarlanıyor. Adam, kadının hızına yetişemiyor ömür boyu, ama ona "yakın durmayı" beceriyor. Peki hakikaten bir şey olmuyor mu? Ne oluyor ya da?
***
Bazı kadınlar, yakalanamaz, durdurulamaz ve kimseye ait olamazlar. Onlar zaten kendilerine bile ait değildir de, o karmaşık bir mesele. O kadınlara yalnızca yakın durulabilir, yakalanıp durdurursan, kendine ait kılarsan... Ölüverirler. Çünkü onlar kuş gibidirler. Böyle uçucu kadınlar, tepeden aşağıya inen bir bisiklet gibi, fren yaptıklarında düşeceklerini pekiyi bilirler. O yüzden belki de hayat boyu kendilerini en sevdiklerinden bile korumak mecburiyetindedirler. Kendilerini durdurup, öldürüverecek şeylere karşı dikkatli olmaları gerektiğini -her nasılsa bilirler. Onlar, insanı ancak frensiz bir seyahate davet edebilirler. Zira fren yaparlarsa artık onlar, o kadınlar değiller. Bozulmuş bir oyuncak gibi kıymetsizler...
Kanatlarının altına rüzgârı aldığında uçabilen kuşlar gibi, rüzgârsız kaldığında bir lokma ete dönüşen kadınlar... Ve adamlar, ekseriyetle, kadınları eğitilebilecek kuşlar sanırlar. Bilir misiniz? Eğiticiler, eve dönsünler, uzaklara uçmasın diye önce kuşların kanatlarını biraz kırarlar... Ama kimi kuşlar ve kadınlar, gökyüzü kadar uçmayacaklarsa ölüvermeyi tercih ederler...
***
Yıllar geçer. Iris Murdoch bütün o şahane kitapları yazar, bütün o şahane konuşmaları yapar. Zekâsıyla etrafı büyüleyip dururken, tutulamayacak bir kuş gibi oradan oraya uçuşurken birden amansız bir illete tutulur. Alzheimer hastalığı ışıklı sözcüklerini hızla elinden çekip almaktadır. Gökyüzünü ateşe veren alev rengi kanat tüylerini bir bir söker gibi... Ona "yakın durmak için" onca çaba harcayan adam, yatakta, yanında duran, artık tam da en başından beri istediği gibi "yavaşlayıp durmuş" bu düşkün kuşu artık istememektedir. Neden?
- Iris! İlk kez bana aitsin! ilk kez benimsin!
Ve ben seni istemiyorum!
***
Bilir misiniz? Manolyalar, o kocaman beyaz çiçekler, dokunuldukları anda küserler. Birden, kahverengi çürürler. Kuş kadınlar, manolyalar gibidirler. Kimi kadınlar hareketinin önüne geçilmeden, "yakın durarak" izlenmek, sevilmek mecburiyetindedirler. Bu bir seçim değildir, sevilen renklerini korumak için bunu yapmaları gerektiğini her nasılsa bilirler. Kollarından tutulduklarında amansız bir illete yakalanacaklarını bilirler. Uçuşup, renklerini dağıtıp, çırpınıp hayat içinde, sonra sessizce gidecekler. Durmak büyüyü bitirir, bunu bildikleri için onları sevmiş olan adamlar onlara güvenmelidirler. Tepeden aşağı inen bir bisiklet gibi, fren yapmadan gitmeyi tez elden öğrenmelidirler. Fren yaparsa o kadının artık o kadın olmayacağını... Kuş kadınlar, uçamadıklarında kıymetsiz bir av etine dönüşeceklerini pek iyi bilirler.

17 Temmuz 2009 Cuma

Seni Seviyorum'a Değer Biçildi!



İngiltere’de parasal karşılığı olmayan değerlere fiyat biçilmiş.. 10000kişiyle yapılan araştırmada en değerli mutluluk kaynağı 458 bin TL ile sağlık olmuş. ‘Seni seviyorum’ ise 416 binle ikinci sırada yer almış. Sağlam ilişkinin değeri 394 bin TL, güvenli bir ülkede yaşamak 329,5 bin TL, çocuk sahibi olmak 314,5 bin TL, aileyle zaman geçirmek 280 bin TL ve bunları 275 bin TL ile gülmek izlemiş.
Hoşuma gitti bu değer biçme işi. Sağlık benim listemde de birinci sırada ona milyonlarca Lira paha biçiyorum! Allah'ım sana çok şükürler olsun ki sağlıklıyım şimdi bana serçe parmağından vazgeçer misin 3 milyon dolar vericez deseler gerçekten vazgeçmem! Oooyyy benim tatlı parmağım miniciksin ama sensiz ben klavyede nasıl Enter'a basarım shift tusunu rahatlıkla kullanırım:)
ikinci sırada güvennmek, yürekten güvenmek ve güvenilmek var... Bunun değeri çok yüksek. Güvenmeden, inanmadan, sığınmadan yaşayamazki insan.
Barışçı ve güvenli bir ülkede yaşamanın değeri'ne 329,5bin Tl demişler 2 yıl huzursuz bir ortam olacak buna katlanmanın karşılığında trilyonluk hayalini bile kuramayacağın kadar güzel bir evin sahibi olacaksın deseler ıı ıııııhhh derim! Bunların verdiği fiyatlar pek bi düşük canııııım!! Çocuk sahibi olmak konusuysa şimdi bana çok uzak:) Fiyatlandırma yapmak istemiyorum:) Aileyle geçirilen zaman kaliteli zamanlarsa evet onunnda fiyatı yüksek ama bazen huzurlu huzurlu hiç konuşmadan aynı odanın içinde olmanın da fiyatı artış gösterebiliyor:) Cinsel ilişki evet evet o da önemli;) Tatilsiz bir ömür düşünemiyorum. Aman yarabbim ne güzel bir sıralama yapmış bu insanlar... Dostlarla geçirilen zamanların tadına da doyum olmyor caannnnıııııııımmmm, denize karşı gazete okurken çayını yudumlarken aa bak ne olmuş diye paylaşmanın bile tadı ne güzel.
Kitap okumak ahhh evet yalnız kalınan zamanın en büyük hediyesi....

Siz neye ne kadar paha biçiyorsunuz peki?

14 Temmuz 2009 Salı

Yağları Lavobaya Dökmeyelim!


Bilinçsizce hiç düşünmeden lavobaya döktüğümüz yağların bedelini nasıl ödediğimizi görünce içimin sızladığını hissettim..1 milyon metreküp suyu 1 litre yağ kirletebiliyor'muş. Bir milyon metreküp su ne kadar yer kaplar diye aklımıza getirebiliriz. Yaklaşık 3 katlı bir bina yüksekliğinde 100 metreye 100 metre bir yerin suyla dolmuş olduğu düşünün ve bu kadar büyük bir su kütlesini sadece 1 litre suyun kirletebildiği korkunç sonuçlara giden bir çevre kirlenmesine neden olacaktır'mış. Yağların sudan hafif olduğu için su yüzeylerini kapladığından havadan suya oksiyen transferinin gerçekleşmesini yağlar engellediğinden su canlılarını tehdit altında olduğu belirtiliyor'muş.
Çok üzgünüm tabiat... Bir daha seni bu şekilde biliçsizce cezalandırmayacağıma söz veriyorum.
Bu konu da daha fazla bilgi edinmek istersek buraya tıklayabiliriz ve ayrıca buraya

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Bugünkü Planım Bozulmasa...

Kıyafet dolabım ilk kez böyle dağınık olmanın şaşkınlığını yaşıyordur sanırım.
Bugün biraz gezindikten kitap reyonlarına bakındıktan, önsöz-sonsözlerini okuduktan belki bir iki tane satın aldıktan sonra eve gidip odamı düzenleme planım var.
Kuruyan çamaşırları toplamaca
Toplananları ütülemece
Evi süpürmece-silmece aynı anda radyo dinlemece ve temizlik yaparken zırt bırt su içmece
Yemek yapmaca bir yandan Serkan Çağrı dinlemece, salonda sehpaya yemek hazırlamaca ve sakin sakin yemek yemece bu arada Türk filmi kanallarına bakmaca sonra geç saatlere kadar belgesel izlemece ve tv izlemece, olan program listem bozulmasa ...

02 Temmuz 2009 Perşembe

Orkide'm!




1Temmuz 2009 itibariyle Muhasebe Yardımcısıyım:)
Selman-i Pak'tan gelen tebrik çiçeği günüme ayrı bir güzellik kattı.
İlk orkidem!

Mutluyum...Hemde çok....

23 Haziran 2009 Salı

Çakıl Taşı Z ve Tütü'nün evinde Haftasonu Tatili!



Daha önce 2+1 olarak adı geçen; Kybele-F Çakıl Taşı-Z ve Afrodit S nin TÜTÜnün şatosunda geçen haftasonu tatiline gelin birlikte bakalım...

Kybele-F anlatır....
Masalımızın 3 kahramınının daha bahçe kapısından girmesiyle bambaşka bir dünyaya kendilerini bıraktıkları bellidir. Hemen sımsıkı sarılırlar, "Çok özlemişiiiim!" diye sevinçle karışık hüzünlü bir ses tonuyla daha bi sıkı sarılırlar, kıkır kıkır gülerler gün boyu. Gün boyu güldükleri onlara yetmez gece boyuda şatonun eşsiz bahçesinden kahkahalar gönderirler masal şehrinin yıldızlı gökyüzüne.. Anlatacağım çok şey var derler büyük bir heyecan içinde hemen anlatmak isterler ama nerden başlayacaklarını pek bilemezler. Bu nerden başlasam karmaşasının içinde verdikleri karar en doğrusudur. Tütü'nün bahçesindeki sihirli vişneleden yedikçe daha bir keyiflenirler.... Bu kahramanlardan birisinin adı Çakıl Taşı Z'dir diğeri ise namı yedi düvele yayılmış Afrodit S'dir. Birisi diğerlerinin az uzağında olsa ne konuşuyorsunuz benden gizli diye nazlanır:)
Masalımızın üç kahramanına kaldıkları şatonun sahibi cadı Tütü bahçesinden yaprak toplayıp sarma yapmıştır içine susturucu baharatlarını katmaktan çekinmemiştir!
Bu üç güzel keyifli mi keyifli öğle yemeklerini bol sohbet ve bol hasret eşliğinde yerler.. Anlatacakları birikimiştir.. Sırayla kısaca hayatlarını özetlerler...
Çakıl Taşı-Z yeni bir işe girmiş, Afrodit S yeni bir iş teklifi almıştır, Tütüyse evinde huzurludur, Sırık arkadaşlarıyla güzel vakit geçirir gecenin kör vaktine kadar şehrin en eğlenceli vakitlerini geçirir arkadaşlarıyla.........

Çakıltaşı-Z'm!
Ellerine sağlık bi tanem 500lt su kullanarak yaptığın, tüm B. ilçesinin su ihtiyacını karşılayacak kadar su kullanarak bu güzel tatlıyı bizim beğenimize sunduğun için:) (beğenimize sunulması haha bu lafı da çok severim)

Keki ve Sırık'ta sayemizde bir araya geldiler
İnanılmaz keyifli geçti. Huzur bulduğum, gülmekten karnıma ağrılar giren bir hafta sonuydu. Fotoğraflar elime henüz geçtiği için ancak şimdi anlatabiliyorum.
Çok güzel geçen bir hafta sonuydu! Blog dünyasının gözleri önünde sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum Tütü'cüm ve Çakıl Taşı-Z'cim ve Sırık'cığım! Sizi çok seviyorum!


Gecenin bir vakti plates yapmak da neyin nesiydi:)
Evet yandaki fotoğrafta gördüğünüz usta piiilaateees hocası ÇAkılTaşı Z'dir bakmayın merdivende masum masum oturduğuna 10 parmağıdan 10 marifettir. O ne hindir oooo:):)
-Eveeeet! Çok güzeeeeeeeeel:) Nefes aaaaaaaaaal!Tut tut tut! Veeeeeeeeer piüüüüüüüüfffff:) Çok güzeeeel!!:)

Aldığımız nevresim takımını lütfen yedi yerinden sakla:) Bi daha da almayız:) Bakma doğum günün diye alalım baaaari dediğimize:) Böyle şeyleri ben çok nadir yaparım:)

Akşam yemeğimize gelince o bambaşkaydı!

Güzel dileklerle başlanan ziyafet güzel müzikler dinleyerek hoş sohbetler ederek devam etti... Yemeğin sonunda en kötü günümüz böyle olsun dendi... Masamızdaki mumlar pek bi romantizm havası yarattı.. Eşlerle birlikte böyle bi akşam yemeği yemenin hayali kuruldu:)
Yemeğin ardından belki konuşacak özel şeyleriniz vardır diye düşünerek odaya çekilen Tütü biz civcivlerinden kurtulamadı. Gidinnn içerde konuşun ne konuşacaksanız dedi. Gazabımıza uğradı. Sanki böyle birşey dememiş gelin beni yalnız bırakmayın uyutmayın demiş gibi hissetti kendini. Ama napalım o da o kadar dilimizden anlamasaydı:)


Sizi çok seviyorum!

Canımsın sen benim Bitanecik Afrodit'im!!!

Hep benimle olun!
Canımsınız!!!

Ve sizde benimle olun tamam mı sevgili blog sakinlerim..
Yoksa buraların hiiiiç tadı olmaz!

22 Haziran 2009 Pazartesi

Özgürlüğün Asimetrisi!


İnsanın neyi yapmak isteyip neyi yapmak istemediğine kendi iradesiyle karar vermesi ve kararının gereklerini yerine getirirken başkaları tarafından engellenmemesidir özgürlük.
Hiç bir kısıtlama ile kayıtlı olmama, her istediğini elde etme ve herşeye gücü yetmeye ise mutlak özgürlük diyoruz; belirli sınırlar içersinde istenen şeyin yapılabilmesine de göreli özgürlük ...
BİREYLERİN Bir yerden başka bir yere otoriteden izin almadan gidebilmesine seyahat özgürlüğü diyoruz.

Özgürlüğün asimetrisi- özgürlük-özgür olup olmadığım konusu kafamı kurcalıyor şu günlerde. Her yürüdüğünüzde çözülen ayakkabı bağcıkları vardır yaa, her 10 adımda bir-henüz tam yürüyüşünüzü hızlandıramamışken keyfinizi kaçıran.. İşte ben o bağlardan sıkıldım. Yalnız kalmak istiyorum.

Az önce daha kaç zaman yaşayabileceğimi düşündüm.. Torpilim yok bilemedim... Günler "aman üzülmeyin, sıkılmayın, daralmayın, darılmayın.." diyerek geçiyor. İçim rahat değil bir şey yaparken. Hep sınırlar hep çizgiler hep planlar...

Ve ben bugün kaçmak istiyorum!

Bu gece canım yalnız kalmak istiyor
Herkesten uzak her sözden gözden uzak
Bu gece canım yalnız kalmak istiyor
Hiçbir şey konuşmadan insandan dosttan uzak şarkısını söylerken bir yandan..

Kaçmak isterken, özgürlüğün asimetrisi de ne demek onu bir açıklayayım; Diyelim ki siz özgürlük yanlısısınız ve karşınızdakide özgürlük karşıtı. Özgürlük yanlısı olan siz özgürlük karşıtı birine özgürlük karşıtı olma özgürlüğünü tanırken, özgürlük karşıtı birinin,size özgürlük yanlısı olma özgürlüğünü tanımamak istememesi...
Canım sıkkın...

16 Haziran 2009 Salı

Yosma İstanbul!


Uykucu Lucky...
Kucağımda bir süre sevildikten sonra uykuya daldı. Onu sevdikçe kırrr kırr kırrr diye bir ses çıkarışı vardı, hasta oldu sandım, meğer kediler sevildiklerini hissettiklerinde kırlarlarmış:)
Kucağımda mayışan kediciğin uykuya dalmasıyla odama gelen misafirlere sessiz olmalarını söyledim... Şşşşşş... Uyuyoooo bebek gibi... Bir bebeğin kucakta uyurken verdiği his değişilmez... Lucky'de bir bebek.:) Süslü bir bebek yalnız:) Dün düşmüş, burnunu hafif yere çarpmış hapşırıp duruyordu:) Şapşal şey:)


Bu teyzede dün akşam H'yi beklerken Üsküdar Belediye Başkanlığı'nın önündeki banklarda tanıştığım teyze... Hay Allah benim bu hafızam neden böyle isimler konusunda zayıf:( Teyze gün boyu metal içecek kutularını biriktiriyor ve onları satıyor.. Çocuklarına ev almış, kredilerini ödüyormuş.. İnsanlar bana bakınca belki acıyordur ama çok şükür herşeyimiz var, ben gocunmuyorum dedi. Teyzecim bunda gocunacak ne var, ne güzel çalışıyorsun para kazanıyorsun ve Allah'a çok şükürler olsun ki borçlarını ödeyebiliyorsun, muhtaç değilsin ve herşeyden önce gururlusun.. İş iştir!
Bizler her gün maskelerimizi takıyoruz, işimize geliyoruz zamanımızı-kendimizi satıyoruz bunu karşılığında bir ücret alıyoruz.. Bunu hepimiz yapıyoruz.. Sonuç aynı hayatta kalabilmek için 24 saatimizin 14 saatini (yol dahil) satıyoruz...
Her neyse konudan uzaklaşmak üzere hissettim kendimi... Bu teyzenin 4 çoçuğu var ama bir tanesi maalesef ölmüş "Ceylan gözlü - nohut burunlu Nurcan'ım doğum yaptıktan 5 ay sonra öldü:'(" dedi, hem ağladı hem anlattı, o anlattı ben ağladım... Kızına kalp nakli yapıldıktan sonra 5 ay daha yaşamış.. Öldüğü gece Kadir gecesiymiş, o gece evde Kur'an okutuyorlarmış, kızı gelecek diye beklerken ölüm haberi gelmiş... Ay yine ağlicam galiba...
İstanbul'un her taşında her adımında bir hikaye bir acı yüklüymüş meğer...
Orhan Veli'yi Orhan Veli yapan Pierre Lotti'yi memleketinden vazgeçiren, insanları yüzlerce km uzaktan kendine çeken İstanbul'un ta kendisi... Yosma İstanbul... Güzelliğiyle, acısıyla, çılgınlıyla, seksiliğiyle, basitliğiyle, asaletiyle, görmüş geçirmişliği, kürk giymişliğiyle, ince entarisiyle.... herşeyiyle insanı nasılda baştan çıkarıyor...

Dün akşam Hülü ile buluştum.. Anadolu yakasında farklı açılardan boğazı gösterdi bana.. 5-6 ayrı noktaya götürdü beni. Ama aklıma en çok kazıdığım görüntü Emek Mahallesinde'nden boğaza bakıştı. Bir kez daha aşık oluştu...

"Uzanıp Kanlıca'nın orta yerinde bi taşa
Gözümün yaşını yüzdürdüm Hisar'a doğru"


diye içten içe mırıldanıştı...

13 Haziran 2009 Cumartesi

Birthday Fairy!


neden doğduğunu bilmiyorum ama iyiki doğmuşsun:D İyiki kardeşimsin iyiki hayatımdasın seni ççooookk seviyorumm :D Apartmanın , evin sosyal kızı sevdiklerinle nice mutlu yıllara girmen dileğiyle:D... DEDİ KEKİ...

Şeker çuvalım, arım, balım, peteğim, elim, kolum, ciğerim, bitanecik bebeğim... Nice mutlu yıllara iyiki doğdun.. Doğum günün kutlu olsuuuuuuuun... dedi SERAP...

Bir varmış bir yokmuş sene 1984, 13 Haziran günü sarayda kumral bir kız doğmuş. Bu kız o kadar güzel akıllı ve başarılıymışki herkes onu kıskanırmış. Zeynep adlı bir cadı bu prensesi görmüş ve kendisinden güzel olduğun için bu kızı çok kıskanmış.Onu cezalandırmak içinelma yedirerek zehirlemiş. Cadı bu güzel kızın öldüğünü sanmış... Ölmüş mü? Hayır...Bir prensin gelip onu öpmesini ve uyandırmasını beklemiş, beklemiş beklemiş... Bu yıllarca böyle devam etmiş; gelip öpenler olmuş ama uyanamamış bir türlü..Gerçek aşkını bekliyormuş.... Hala bekliyor:) İyiki doğdun canım benim ......dedi ÇAKIL TAŞI-Z...

Kuşumcum iyiki doğdun ve tekrardan hayatımdasın.. Umarım uzun yıllar huzurlu ve benim hayatımda olursun dedi FERYA...

Canım fıstığım bugün mü doğmuş bitanem iyiki varsın. Yüreğimde yerin çok özel. Nice mutlu sağlıklı yıllar öpüldün büsbüyük.. dedi SİBEL...

Dedilerki bundan 24 sene evvel bugün doğan biri var baktım ben onun sadece bikaç senesine şahit olabilmişim ama iyiki doğmuş dedim kendi kendime çünkü bukadar renk herkese nasip olmaz:))
Bundan sonraki hayatın dahada renkli olsun canm benim nice güzel, sağlıklı, huzurlu, paralı pullu ve tabi aşklı yaşlar seninle olsun:)) Doğum günün kutlu olsun... dedi AŞILA


Edip Akbayram'dan

"Yapraklara dallara
Yeşillere allara
Nice nice yıllara gülüm
Nice nice yıllara gülüm

Yaprak dala al yeşile yarasın
Gayri bundan böyle vermem
Seni ellere

Yapraklara dallara
Yeşillere allara
Nice nice yıllara gülüm
Nice nice yıllara gülüm" ü dinletti SERDAR BEY:)

Iyiki dogdun pofudugum benim nice senelere ve birlikte geçirecegimiz yazlara :-D seni çoook seviyorum...dedi DAMLA...

BANA KALBİN KADAR BEYAZ OLAN BU SAYFAYI AYIRDIĞIN İÇİN YOK O BAŞKA BİŞEYDİ HATTA SONUNA DA MANİ YAZILIYODU KARIŞTIRDIM AMA DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN NİCE MUTLU YILLARA SAĞLIKLA,MUTLULUKLA VE MİNTAXLA ...dedi ERKAN ABİ...

iki dogdun askimm benim =]
keske onceden tanisaydim dedim cok nadir insanlardan birisinn..
fazla zaman geciremedik beraber fakat dunyanin obur ucunda bir arkadasim oldundan eminin ... aynisi senin icinde gecerlii =] ..
iki dogdun .. iki tanidim sennii .. ♥ seni seven duygu ♥ ...DEDİ AVUSTRALYADAN DUYGU...

Nice sağlıklı mutlu sevdiklerinle uzun yıllar geçirmen dileğiyle Fatoş abla herşey o güzel yüreğin gibi olsun...:))) DEDİ GÜLSÜM...

12 Haziran 2009 Cuma

Hasta Ziyareti



Bu fotoğrafın adı: Hasta Ziyareti....
Şantiyemizin bahçesinde bulunan kedicik çok şanslıdır çünkü hastayken karnına tekme atılmış fıtık olmuşken bulunmuştur. Adı bu yüzden Lucky'dir....
Onu ziyarete gelenlerse pek misafir sever Puan ve Mühür'dür.. Adlarından hangisinin Puan hangisinin Mühür olduğu anlaşılmaktadır...
Lucky şu günlerde pek bir mutludur... İyileşmeye devam eden bu sevimli kedicik artık iki ayağı üzerinde durup şımarıklıklar yapmaya bile başlamıştır..
Herkes onu sevmektedir..
Hatta hayvanlara dokunamayan ben tarafından artık kucağa alınıp sevilmektedir...
(Babam duymasındır:))

11 Haziran 2009 Perşembe

Aşığım Galiba!

İçimden bir şey geçiyor nasıl söylesem
Daha adını koyamadım devamını bi bilsem
Bilirim bu hisleri korkarım kendimden
Aşığım galiba neden bilemem

Nereden ama bilemem aşığım söyleyemem
Durumlar tanıdık ama galiba henüz erken

İçimden bir şey geçiyor nasıl söylesem
Daha adını koyamadım devamını bi bilsem
Sabah bakarız çaremize döneriz kendi halimize
Uyku tutarmı şimdi bizi

babazula'nın sevdiğim bir şarkısıdır...
dinlenesidir..

09 Haziran 2009 Salı

Yaşım 25!




Geçtiğimiz yıllarda hep ama yaşıma yapılan tahminler olduğumdan çok küçük gözüktüğüm yönündeydi. Ama son zamanlarda çaaat diye 24-25'i yapıştırıyorlar ve ben nedense sinir oluyorum. Sanki yaşım çok büyük de küçük gözükmek istiyormuşum gibi. Hay Allah!
Yaaaaaa! Hep 19-20 diyordunuz ne oldu da birden 25i duraksamadan söylemeye başladınız! Kendimi 5 yaş birden yaşlanmış gibi hissettirmeyin bana:)

04 Haziran 2009 Perşembe

İstanbul Bugün Yorgun

"İstanbul bugün yorgun
Üzgün ve yaşlanmış
Biraz kilo almış
Ağlamış yine rimelleri akıyor.."

Bir varmış bir yokmuş,
Zamanın birinde yeryüzünün en güzel şehrinde yaşayan bir kız varmış.
Bu kızın yaşadığı şehir öyle bir şehirmişki, insanlar aşık olmak için havayı bahane edermiş, hüzünlerini denizin renginden aldıklarını söylerlermiş, kuş olup uçasım var diyenler boğazın üstünde süzülmek isterlermiş.. Masalın kahramanı da o gün hüznünü bulutlardan almış...

05.06.2009

12 Mayıs 2009 Salı

Yeni İşime Perşembe Günü Başlıyorum...

Artık yeni bir işim var.
A.G. İnşaat'ta.
Hayırlı ve de uğurlu olsun dileklerimi ilk ben sundum kendime.
Sonrada yakınlarımdan bu ve bunun benzeri güzel dilekler...

İçim heyecan dolu.
Güzel şeyler olacak hissediyorum:)

ENKA İnşaat A.Ş.de bugün son günüm. Masamdaki eşyalarımı toparladım.
Hay Allah!
İçimde hüzün oldu birden. GÜzel günler geçirdim burda.
Huzurlu bir çalışma ortamıydı.. Güzel insanlar,keyifli yemekler, kahve molaları, çay saatleri... güzel insanlarla yaşanan güzel anıları koydum çantama, yanımda götüreceğim hepsini giderken...

Allah'ım sana sonsuz şükürlerimi sunuyorum hergün...

30 Nisan 2009 Perşembe

Sende Gitme Triyandafilis



Kapak önemli! Hemde çok! Bu kitabı sahaflardan almıştım geçtiğimiz haftalardan birinde. İlk sayfasında 1991 yılı için iyi dileklerde bulunmuş birisi.. Tükenmez kalemin eskimiş rengi! Süper! Süper!

Hadi Triyandafilis buluşma vaktimiz geldi...

Tarot'umda çıkanlar



Tarih 27 Şubat 2009. 22 ay sonra evleneceğimi söyledi kızıl saçlı ela gözlü oldukça kahverengi gözaltlı kadın. Yapacağım evlilik mantık evliliği olacakmış; tarot kartları arasındaki bilgelikten anladık bunu. 5 ay sonra netleştirecekmişim herşeyi. Bu sıralar biraz tembellik varmış üstümde. Evet bildi atalet ve ben habire kavga etmekteyiz... Geçişler başlangıçlar... Hatalaraım geçmişte kalmış. Evet onlar orda kalsınlar hatta toprağa gömelim onları sonra çiçek olup çıksınlar. Beni seven birisi varmış falanmış filanmış. Var tabii sevilmezse ölür insan.. Heeeey! Ben bonsaimi özledim haydi baaaay:)

Not:
Fal: Geleceği öğrenmek, şans ve kısmeti anlamak amacıyla oyun kâğıdı, kahve telvesi, el ayası vb.ne bakarak anlam çıkarma, bakı

Ben tarot kartlarına sordum merakımı...

20 Nisan 2009 Pazartesi

GS vs FB


Geçen hafta sonu Galatasaray Fenerbahçe maçındaydım Ali Samiyen Stadında.... İzlendiği üzere gergin bir maçtı..Sabah gazetesi spor sayfasında bize de yer vermiş. Birkaç gazetede daha varmışız ama ben bakmadım. Maç öncesi kapalı tribünde: "Pankart açıyoruz, tutun tutun.." dediler E açalım bakalım dedik. Pankartta "Ömür boyu Cimbom aşkını benimle paylaşmaya varmısın? Benimle evlenir misin Fatoş?" yazıyormuş. Benimde olduğum fotoğrafın hemen altında bu yazı olunca ertesi gün gazetede beni görenler Oooo hayırlı olsun Fatoşcum demekten bir hal oldular tabii bende o Fatoş başka Fatoş demekten bi hal oldum:)
Bu anımda burda yer alsın istedim...
Fotoğrafta sol baştaki benim, sarışın olanda halamın kızı:)(Fotoğrafın üzerine tıklarsak yakından görebilirz)


Fotoğraf Sabah Gazetesi 39. sayfada yayınlanmıştır.

Yardım Malzemeleri Ulaştı!


Uzunca bir aradan sonra merhaba sevgili blog:)

En son Van'daki bir ilköğretim okula yardım malzemeleri yollama planımla ilgili yazmıştım. Plan gerçekleşti ve malzemeler Van'a ulaştı. Öğretmen arkadaşım Ayşe yarın çocuklara dağıtacak.

Aklıma böyle bir fikir geldiğinde aslında biraz umutsuzluk vardı içimde, insanlar duyarlı davranırlar mı acaba? gibi soru işaretlerim vardı ama sonra "Amaaan onlar duyarsızlık yaparlarsa bu onların ayıbı" dedim ve çıktım yola..
Blogda yayınladığım bir önceki yazımı apartmandaki tüm komşularıma kapı kapı gezip dağıttım..Sonra bir de baktım tepkilerin çoğu çok güzel. Evlerinin kapısını çaldığım tüm komşularım, teklifimi sunduğum iş arkadaşlarım, arkadaşlarımdan gelen tepkiler insanlığın aslında ölmediğini gösterdi bana. Uzattığım kağıtları dikkatle okuyanlar, ellerini ceplerine atanlar, neler yollayabiliriz peki? diye soranlar, bende bir kaç şey var ama bilmem ki gönderilir mi ne dersin ?? diyenler.. Hepsine teşekkür ederim.. Güzel insanlar beni mutlu ettiler.Eminim paketleri açan öğrenciler mini mini birler çalışkan ikiler de mutlu olacaklar:)

Malzemeler geldikçe tanıdıklarım ve onların tanıdıkları yardım etmek için neler yapabileceğini sordukça yaşadığım mutluluğu sizin de yaşamanızı isterim. Bir sürü kırtasiye malzemesi, kitap, ansiklopedi, ayakkabılar, oyuncaklar, fırfırlı etekler, minik hikaye kitapları, romanlar, her bir öğrenci için şirketteki arkadaşlarımın siparişini verdiği montlar ve daha neler neler....

Dağıttığım yazımda “Neye ihtiyaçları var/olabilir?” sorusunu sormamıza gerek yokmuş, çünkü onlar için bir diş fırçasının, tırnak makasının büyük önemi varmış.” demiştim apartmandaki 8-9 yaşlarındaki bir komşumun küçük bir poşeti bana uzatışını görmenizi isterdim(poşetin içinden iki tane tırnak makası ve bir kaç paket ıslak mendil bir kaç tane kalem çıktı ). Çok tatlıydı çooook...

Büyükler için kıyafetler getirenlerde olmuş. Hele onlar çocuklar için getirilenlerden daha çoktu. Onları yollamadım tabiiki. Bir başka yere yönlerdirdik. İnanamazsınız! O kadar güzel şeyler gelmiştiki! Takım elibiseler, gömlekler, pantolonlar, montlar.... her şey ama her şey ve tertemizdi ve ayrıca ve sıfır lekeydi.. Deterjan kokuları eşliğinde, bunlar kadınlar için bunlarda erkekler içiiiin diyerek sınıflandırdım ve paketledim.. ... Yün ipler, boncuklar, çantalar, paketleri açılmamış çoraplar.... Bir kısmı huzurevlerinde yaşayan yaşlılarımıza ulaşacak, bir kısmı yoksullara..

Kendimi Robinson Crusoe gibi hissettim:)
Zenginden alıp fakire veren kahramanlar gibi:))
Kahraman oldum ben ollleyyy!!!

Yardım malzemesi gönderme fikrimi destekleyen herkese teşekkür ederim.

30 Mart 2009 Pazartesi

Van Gürpınar İlköğretim Okula'na Yardım Projem

Van Gürpınar Köyü
Ortaköy İlköğretim Okulu
Anasınıfı öğrenci mevcudu: 14
İlköğretimdeki öğrencilerin mevcudu: 66

Öğrencilerinin her şeye ihtiyaçları olduğunu söylüyor Ayşe Ay. Bu köydeki çocuklara babaları bayram öncesinde çarşıya inip alırsa 10-15 TLye bir ayakkabı alıyor. Bu ayakkabılar bir sonraki bayrama kadar tabiiki paramparça olmuş oluyor. Yaptıkları alışveriş en fazla bu kadar. Kıyafetler ablalar-abiler ve kardeşleri arasında devredilerek kullanılıyor.

“Neye ihtiyaçları var/olabilir?” sorusunu sormamıza gerek yokmuş, çünkü onlar için bir dış fırçasının, tırnak makasının büyük önemi varmış. İç çamaşırı, ayakkabı, mont, 7-11 yaş arasındaki çocuklar için bebekler-arabalar yollayabilirmişiz. Okuduğumuz elden çıkarmayı düşündüğümüz kitaplar, dergiler, etrafımızdaki öğrencilerin artık kullanmadığı kaynak ders kitapları,kalemler... Onlar için önemli olan bu eşyaların kullanılmamış olmaları değil; kullanılabilir olmaları, temiz olmalarıymış...


Şimdi yapılması gereken, evimizi bir gözden geçirmek, kıyafet dolabımızda uzun süredir belki giyerim diyerek beklettiklerimizi paylaşmak üzere ayırmak, onlara gitmesini uygun bulduklarımızı bir kenara ayırmak. Sonra da paketleyip bana teslim etmek.



*Gönderilmesini istediğiniz malzemelerin teslim günü: En geç 3 Nisan 2009/Cuma’dır.



Sevgiler..
Fatma Sezer

11 Mart 2009 Çarşamba

Ortaköy



ortaköy'de mis gibi deniz kokusunu içime çektim, boğazın o güzelim rengi denizinden alamadım gözümü.. Derin nefesler aldım uzun uzun,, güvercinlerin pembe-yanar dönerli enselerine baktım, hmmm waffle keyfi yaptım, yeni açan çiçeklerin fotoğraflarını beynimdeki flash disc'e kaydettim, güneşi de doldurdum içime ve taksiye atladım döndüm şirkete..

Düşündüm düşündüm... İçimi huzur kapladı.
Sanırım, denizi olmayan bir şehirde yaşamak benim için çok zor olur.


Bu arada dün gece Çakıltaşı-Z ve Afroditle birlikteydim, Beşiktaş sahil-Beerport'ta kahkahalar, kahkahalar, kahkahalar ve soru işaretleri,kızgınlıklar paylaşıldı. Güzel bir geceydi.

Fotoğraf bana ait değil...

04 Mart 2009 Çarşamba

Gece Uyanıp Tatlı Yemek



Dün akşam yemeğinden sonra kendimi yatağa nasıl attığımı bilemedim, yatağa girer girmez nasıl uyuduğumu anlamadım hatta şöyle söyleyeyim, daha girmeden gözlerim kapalıydı. Çok iyi geldi 20.40ta uyuyup 7.15te uyanmak..
Gece bir kez uyandım ama nasıl bir uyanmak, rüyamda tatlı da görmedim halbuki! Ama kendimi mutfağa nasıl attım onu da bilmiyorum. Resmen saldırdım kabak tatlısına. Öyle bölmeden, parçalamadan attım ağzıma tatlıları ama aaaaaaa!!! duuur dedim 3. parçada! Ne bu! Noluyo! İçimdeki yeme isteği ne zaman geçecek bilmiyorum ama geçsin istiyorum.. Bu gece uyanıp kalkmak da nerden çıktı onu da anlamadım:S

24 Şubat 2009 Salı

Çok Mutluyum...


Yardımsever insanların olduğunu bilmek gibisi yok!
Karşılık beklemeyen insanların olduğunu bilmek gibisi yok!
İçimi ısıttığın için teşekkürler sevgili Hindiciğim..:)
O benim sevimli Hindim! Onu çok sevdiğimi bilmiyor, ak sakallı kumral Hindi:)
Annecim! Seni çok seviyorum! Annecimmmm!! Benim tatlı-masum annem!
Seni seviyorum, yanında olacağım bir gün;)

Tarihte dün: Nününün teyzesi öldü ve memlekete gittiler. Evde bir sükunet bir huzur söz konusu...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Anneler Hep Böyle midir?



Anneler hep böyle midir?
Babalarla ya da başka birşeylerle sorunları olduğunda kızlarına mı sararlar? Kızlarıyla varsa bir sorunları tos tos oturur etrafa negatif elektrikler mi saçarlar? İletişim kurmakta zorlanıyorlarsa işleri daha da zorlaştırıp kırıcı mı olurlar? Nazları geçiyor diye hakaret etme lüksüne sahip midirler? Her ay rutin olarak evde terör estirirler mi? Sormadan, benim şu şu şu sıkıntım var demezler mi? Kendilerine uğraş bulmaktansa neden gün boyu oturup kendilerine her şeyi sorun ederler? Hayatın keyfine varmaktansa kendilerini sıkar durular ve hep aynı şeyleri konuşurlar.. Sorun hep ailedir. Hayatta başka üzülecek sinirlenecek uğraşacak bir şeyi yok gibi, salonda oje sürülmesini saygısızlık olarak değerlendirip kavga çıkartırlar?
Ööööööf içimi bayarlar...
Gidin kardeşim kafanızı meşgul edecek bir şeyler bulun...Hayatınızı renklendirin biraz. Ne güzel bir evim, sağlıklı ve problemsiz çocuklarım var diye mutlu olmayı bilin.. Her şeye burnunuzu sokmayın, bırakın yaaa yatağım yatak odam bana ait olsun, arada toplamamayım. İçimi baymayın benim... İşiniz gücünüz olsun sarmayın bir şeye.
Ve çocuklarınızın büyüdüklerini kabullenin LÜTFEN. Kişilikleri olduğunuu bilin. Kırılacaklarını ve belkide kinleneceklerini unutmayın.. Hayat sizin istediğiniz gibi olmuyor maalesef...Öyleyse kendi hayatınızla ilgilenin...
Kızım beni anlamıyor. Oğlum beni anlamıyor. Kocam da anlamıyor.
Kimse beni anlamıyor demektense, biraz kendinizi anlatmaya çalışın!!!

19 Şubat 2009 Perşembe

Selmancığım ve Ben

İçimde bir huzur var bugün.. bu da insan tabiat ilişkisinin yansıması olsa gerek. Güneş içimi ısıtıyor benim, bu aydınlık hava, hani kuşlar ağaçlar binbir renkli çiçekleeeeer:)

Şimdi geleyim Selmancığımla ikili ilişkime: her gün masamda otururken bakıyorum ona göz falan kırpıyorum, arada içecek bir şeyler ısmarlıyorum, su savaşı yapıyorum sabahları su tabancamla, tabii buna savaş demek yanlış olur ama bana ne ben buna tek taraflı gerçekleşiyo olsada savaş demek istiyorum! Karşısına geçip dinşooon dinşouun diye su sıkıyorum:) Sanırım 2 haftadır benimle olmaktan mutlu hala ölmedi, birazcık yapraklarını dökmesine rağmen henüz kel kalmadı, yaşam belirtileri devam ediyor. Ortam değiştirdi benim yakışıklım eee yeni bir yere hemen alışmak kolay değil;) İnternetteki yorumlara göre, sahip olunan ilk bonsailerin uzun yaşama şansları yokmuş, onlara can çekiştiriyomuşuz, ve sonra ölüyorlarmış. Ama ben azmettim yaşatazaaaam oniiii:)

16 Şubat 2009 Pazartesi

Bonsai'm


Tanıştırayım: Yeni aşkım, Selman:) Bana mezuniyet hediyesi olarak geldi ve hoşgeldi... Hayatıma bu kadar renk katacağını biliyordum, hafta sonu eve götürmek isteyeceğimi biliyordum, hep yanımda olmasını isteyeceğimi biliyordum.. İyiki benimsin benim küçük sevimli Selman'cığım sevgili Bonsaim!!
Seni seviyorum...Bonsaime isim veren C.A.'yı da seviyorum:)
fotoğrafı ben çektim : cep telefonumla :)

06 Şubat 2009 Cuma

Çakıl Taşı Z'yi özledim!


Özledim!
Bu kez Çakıl Taşı Z'yi özledim! Günün herhangi bir saatinde asansörün beni 7. kata taşımasını özledim... Saatlerce sohbet etmeyi, nescafe içmeyi, Tütü'ye baskı yapıp fal baktırmayı,olanları bıcır bıcır anlatmayı özledim. Evden çıkarken 1 saat oturup gelicem Nünü diye yalan söylemeyi özledim. 1 saatte sohbete doyulmuyordu çünkü, atılacak daha çok kahkaha vardı ve yoksa o güzelim kahkahalar arkamızdan ağlardı. O yüzden ne yapmak gerekirdi saatlerce daire 33te konaklamak gerekirdi.. Kovulmayı beklemek gerekirdi ama daha çoook beklenirdi:)
Heyecanlar daha çok tazeyken paylaşılırdı, sinirler daha gevşemeden kızgınlıklar kusulurdu, arada dedikodu yapmadan olmazdı. Fısırdanacaksa en arkadaki Çakıl Taşı Z'ye ait odaya gidilirdi...
Sanırım dışardan duyulan sesler şöyleydi:
-pıs pıs ta pıs pıs..
-Fısır da Fısır...
-Eee sen ne dedin?
-Ben mi pıs pıs pıs! Baktım olmuyo bende PIS PIS PIS PIS!!!:)
-Ohhh iyi demişsin! fısır pısır kısır cızır da deseydin ya!
-Yaaa nasıl aklıma gelmedi o an!
-Olsun not al bi dahaki sefere dersin....
Arada kıh kıh kıh hatta kikir kikir:)

Doğum günleri kutlanırdı şarkılar söylenirdi misss gibi börekler hazırlanmış kısırlar yapılmış kurabiyeler ve saireler masada beklerdi.. Ooooh oooh yemede ne yaptı!!!Salondaki o koca koltuklar bir araya toplanır oynanırdı!! Eskiden balkon olan setin kenarına oturulup sırayla şarkılar söylenirdi.. Kimisi taklit yapardı sanki Seren Serengil taklidi (ortada oturan şahsiyet:))

Velhasıl kelam güzeldi.. Özlenesi günlerdi. Özleneceği bilinmeden yaşandı.
Yeniden yaşanması dilenir ancak başka da birşey denmez...

03 Şubat 2009 Salı

silkelenme zamanı


Silkelenme zamanım gelmiş benim...
Tozlarımdan arınma zamanı, vesveselerden kurtulma zamanı ve tabiiki günü yaşama zamanı... Zamandan tat olma zamanım gelmiş benim...
kendimi şımartmak istiyorum.. Birşeyler üretmek istiyorum, yaptığım şeyler bir köşede dursun bakıldıkça mutluluk versin istiyorum ve bunları hatırı sayılır dostlara hediye etmek ve onların da yüzünde bir gülümseme olsun istiyorum... İstiyorum İstiyorum İstiyorum! Yaşama sevinciyle dolmak istiyorum! Işık saçmak istiyorum! ve bu akşam iş çıkışı harekete geçmek istiyorum! kendime verdiğim sözleri tutmak istiyorum!!!!
KUŞ OLUP UÇMAK İSTİYORUM!!!
Not:MoonSun'un blogu bana yaşama sevinci verdi desem yeridir ;)..

16 Aralık 2008 Salı

31 EKİM 2007

özlem

gecenin bir vakti özlediklerim aklıma geliyor..uykuya dalıyorum ve en çok özlediğim iki kişinin o beni mutlu eden yüzleri gözümün önünden geçiyor...
babam geliyor önce: sabah beraber gidiyoruz diyor, öpüyor saçlarımı okşuyor, en sevdiğim koku çocuklarımın kokusu diyor saçlarımın kokusunu içine çekiyor ve o kocaman elleri bu kez yüzümde geziyor, üstümü örtüyor ışığı yavaşça kısıp kapatırken gözlerini benden ayırmıyor...babam gidiyor...
hadi uyan diyen bir fısıltı duyuyorum kulağımda, herkes uyuduğunda sana geleceğimi söylemiştim diyen bitanem yatağımın başucunda oturmuş beni seyrediyor...Sadece 2 dakika kalabilirim diyor... Gitme derken elini tutuyorum ve yanağımın altına koyuyorum, avcunun içini öptükten sonra uykuya yeniden dalıyorum...uyanıyorum hemen ama; 2 dakikadan fazla uyumuşum:(

29 AĞUSTOS 2007

sabah sabah
sabah sabah... diye söylenmeye başladım yine...Keşke yatmadan önce duşumu alsaydım, 15 dakika daha uyusaydım, püüüffff diyerek, ıkkk mıkkk ederek kalktım sevgili yatağımdan ve artık sevdiğim yastığımdan ayrılma vakti geldi(artık diyorum çünkü eski yastığım böööyle kafayı koyduğunda içine gömülüp gidilen cinsteydi...Gıcıklık veren bi yumuşaklığı vardı rahmetlinin,hem yastık dediğin şeyin varlığı hissedilmeli dimi canım, doldurmalı boynunun altını, destek olmalı...) Ne giysem derdi oluyor birde her sabah,(gece karar vermiş olsamda mutlaka değişiklik oluyor gün aydınlanınca) ne giyiiim ne giyiiiiiim hıh buldum dediğim anda ya ona uygun bi kemer yok ya da takı püüüfffff olmadı yine...-Neyse sakin ol Kybele sakiiiin ne bu ya sıkıldım senden iç sesleriyle topluyorum kendimi ve sakinleştiğim anda:-buuu üstünede buuuu, şu ayakkabıyı giyerseeem, şu çantamı da alırsaaaam,ollllduuuuu. diyorum(sakinlikte fayda var kuzum)Kahvaltı yapmak üzere mutfağa yöneliyorum, hmmmm yeni demlenmiş hemde çok yeni demlenmiş sabah çayı, taze ekmek yeni fırından çıkmış sabah ekmeği :) ve beyaz peynir domates, atıyorum reçelin pabucunu bu sabah dama.Sabah kalkar kalkmaz konuşmamalı insan, sanki hiç uyumamış gibi, cin gibi olmamalı, sabah mahmurluğu olmalı biraz, ses tonu değişik olmalı ne bileyim göz kapakları şiş olmalı, ama hiç yatmamış sanki hiç uyumamış, ses tonu bile değişmemiş bir kardeş var odamın kapısında abla hadiiiiiiii diyor(i'ler boyun/çene kasları daha bi çalıştırılarak söylenen cinsten:))Staj bitmek üzere son 2 gün diyorum ve şööööyle derin bir nefes alıyorum Enka'ya doğru yol alırken, tık tık tık sesler eşliğinde....Jandarma Komutanlığı'nın duvarınının dibinde, her sabah nöbetçi askerler gözüme çarptığında -ne güzel yerde askerlik yapıylar diye düşündüğüm yerden geçerken...Askerliğin güzeli mi olur demeyin, olur olur askerliğinde güzeli olur...Aaaaa di miiii askerlik yan gelip yatma yeri değildi bir de bu vaaaar, neyyyyyse!sabah sabah insan bu kadar kötü kokabilir mi!(akşam akşam kokmayıda hoş karşılamıyorum: o zaman da akşam akşam sinirleniyorum ...bu ayrı bir sinir konusu...zaten sinirlenmeye müsait bir yapım var:) )Yok olacak gibi değil ben bu sabah tersimden kalktım ya da ayrıntıya takılır oldum gıcık gıcık...Ama yooo bunlar benim hep sinir olduğum şeyler, sabahla alakası yok, akşamla alakası yok yok yok yok..Hadi bakalım gün nasıl geçecek?...Sevmiyorum gereksiz konuşan insanları zorla değil yaaa....

27 TEMMUZ 2007 2+1



Z.D. (22) İstanbul S.A.(24) İStanbulbiri uzun dalgalı kınalı saçlı, adada kıtalı gibi yaşıyor, diğeri kıvırcık saçlı, yıllardır saçlarını uzatma hayalinde ve aslenİstanbullu, nerelisin diye soranlar, ardından aslen nerelisin diye sorduklarından, biliyorum aslen istanbullu olduğunu:) biri isa taklidi yapıyor (bunun Hz.İsa'yla alakası yok bilen biliyor:) diğeri herkesi taklit ediyor biri ingilizce konuşabiliyor diğeri birini anlıyor:) ben ikisinide anlamıyorum:)bir bakmışım iş konuşuyoruz, bir bakmışım gülmekten ağrımakta olan karnımızı ovuşturuyoruz, bir bakmışım sevgiliden ayrılmanın hüznünü paylaşıyoruz bir bakmışım elimize tutuşturulan ipler şişler...kim verdi bu şişleri elimize ve biz neden hiç konuşmuyoruz? evet evet birileri bizim konuşmamızdan bıkmış ve tüm yaratıcılığıyla elimize verdiği şişlerle çenemizi kapatmış.kim acaba ? tüüüü tüüüüü tüüüü yok yok söylemeyeceğim adını...belki burda tanıyan vardır o bakımdan, tanıyan olmasa arkasından neler söyleyeceğimde...dünya küçük işte:) çocukları suussun diye dua eden bi kadın, duası kabul olmayınca çareyi şişlerde bulan bir anne..aaaa ben yine konumdan uzaklaşıyorum birine ve diğerine geri dönelim yoksa bu anne hakkında anlatılabileceklere kaptırırsam kendimi bir bakmışım biriyle diğeri konusundan iyice uzaklaşmışım.. -Evet arkadaşlar nerde kalmıştık? diye düşündüğümüz çok olmuştur, konudan konuya atlamayı nasıl başarıyoruz ve diğer konuyu bu konuya nasıl bağlıyoruz işte onu bende çözemiyorum. İşte en güzel yanıda bu:) birşeyleri bir yerlere bağlamak zorunda değiliz biz! Tüm rezillikler, üzerinde oynama yapılmadan anlatılır, tüm sevinçler kapı önlerinde dakikalarca; ilk anda paylaşılır.Akşamları kek börek pişmişse elde tabak: -Bu sizin.. denir _Sağol diye cevap verilir ama gözler tabağı getirenin yüzünde değil tabaktadır peçete aralanır:) Hızla sağol dendikten sonra, kapı dışarda kalanın suratına hızlı kapatılır ayyy rüzgardan oldu diye içerden bağırılırken, -Tamam görüşürüz ...diyen ses ya asansöre binmiş yada terliklerini sürüyerek evine gitmek üzeredir... sorulmaz içeri gelir misin diye, gelen zaten gelir:) Dakikalarca aaa bak burda bi at var senin muradın oluyo, aa bi tanede kuş var bak haber haber, birisi önünde diz çökmüş denir ....Ama son günlerde o günler biraz özlenmiştir... S.A ve Z.D. mutlaka dedikodumu yapanlardır, nerden geldi diyenlerdir, sen bunu çağırdın mı deyip bakışanlardır (lütfen dikkat bana "bu" diye hitap ediyorlar) arsız arsız -Beni niye çağırmadınız!diyen ben o sırada koltuğa yerleşmişimdir. Kod adı Afrodit olan S.A. (çalıştığı tekstil firmasında ona genel müdürlük teklif edilecek diye düşünüyorum ki kıskananlar çatlasın diye eklemekten kendimi geri alamıyorum) kaleyi içten fethedendir, tırnaklarına özen gösteren, ketçap mayonezle ilgisi olmayan zattır, cicim der konuşmaları arasında,sımsıcaktır, sinirlenmez kolay kolay ve sesinin yüksek tonunu ancak gülerken/bıcır bıcır bişeyler anlatırken duyabilirsiniz...Kırmızıyı sever, ruhunda Afroditlik olsada salına salına yürüsede balkonda beyaz süslü şalıyla otursa da çingeneliğin izlerine rastlamak mümkün. Ki onunla çingene olduğumuz günlerde olmuştur...Saatlerce konuşup uykusuz bıraktığım şahsiyettir, her seferinde ben kalkıyorum dediğimde çeyrek kala kalkarsın, çeyrek kalayı geçmişse ...da kalkarsın, çeyrek geçe gidersin , buçukta kesin gidersin der bu arkadaş(bakınız ne kadar misafirperver olduğuna ve bakınız benim bunu ne kadar suistimal ettiğime)He unutmadan biz biraz eski nesiliz galiba ki balkona çık demenin şifresini kullanmışızdır balkondaki mermere vurarak iletişim kurmuşuzdur(nerde o zaman cep telefonu çaldır kapat...) her halde birbirimizden uzakta otursak dumanla anlaşacaktık diyesim geliyor ama demeyeceğim... Akıl verendir o, birde şu açıdan bakalım diyendir, aaaaaahhh aaaahhh deyip gözgöze geldiğimdir : "Bizim kıymetimizi bilen birileri vardır." cümlesi bağlanır bu iç çekişe ve inanılır bu söylenene:)...Bıçak almaz elinizden kavgayı sevmez, sevdikleriyle değil sevmedikleriyle de kavga etmekten ayrı düşmekten hoşlanmaz ki benim zıt kişiliğimdir inadına bana şu bıçağı uzatırmısın derim birilerine:PSüslü terlikler alır evde giymek için dahi özenlidir ve çok süslüdür.. Sözün özü (ki yazılanları bağlamanın en gıcık versiyodur sözün özü, özün sözü, kısacası, özetlemek gerekirse...hep madem özeti var niye uzatıyorsun kardeşim diyesim gelir, bu kez siz deyin diye yazıyorum bunu : sözün özü...)iyi insandır, çok tatlıdır, badem gözlüdür bir de sımmmmsıcaktır, kolunu ısırasım gelir, genelde bu isteğimide hep içime atmışımdır...:)Ne içliyim bir bilseniz, içten pazarlıklı iç çekişli... Bir gün markasını yaratacak olan defilesini ön sıralardan izleyeceğimiz Türk Modacı ama toplulukta da -buda işte bişey olsun diye önemli bi kariyerde önnemli bi iş yapandır:) Birisi vali olmuştur, birisi öğretim üyesi olmuştur, S.A.da işte bişey olmuştur:) Konu S.A.'dan Z.D.'ye nasıl bağlanabilir ? tabiikiiii İkisininde gıcık olduğunu söyleyerek:) Gıcık kişil Z.D. blogger'dır ...onu kimi zaman yeni bloglarıyla buralarda görebilirsiniz, o biraz daha değişiktir, böööööle adını yazmayı başaramadığım önemli insan Şekspir hayranıdır (ne diye kasıyorum kendimi Wiiliam Sheaskepere miydi Sheasbjkehdfejf mıydı diye kasılıp duruyorum ki oturduğum sandalyede ayyy Google'dan baksam mı diye düşünüyorum ki: Şekspir işte Şeeeekkkks-piiiiiir)Bu günlerde ingiliz dilinden anlıyor, bu dilde güzel yazabiliyor, ve konuşabiliyor diye gözümde ilahlaşan bir arkadaştır kendileri fesatlandığımdır:) Evde mütemaaadiyen şortla gezendir, bisiklet yaka sevmeyen v yakada giymeyen derin yuvarlak bi dekoltesi olan bodyler giyen II.İsa'dır..Burnumdan kolayı fışkırtan, hedeflerine ulaşması için dua ettiğim ve beni bu konuda gaza getirendir...Prof. olacak isminin sol tarafında bir gün ;) Ejnebice şarkılar dinler küçüklüğünden beri, ve sık sık diyete girer suratı küçücük kalana kadar uğraşır ve yine diyete girer 2 sene aralıkla...2seneyi nasıl bağlayabilirrriiiiiiz heh: 2 senede görüşmesem 20 senede görmesem kendimi yakın hissedeceğimi bildiğimdir.Gülerken gözlerinden yaşlar akandır, işte yine bunada özendiğimdir:)Günün hangi saatinde olursa olsun anlayışla karşılayandır, Çay? Kahve? diyen size başka seçenek sunmayandır illettir:)Her daim odasını toparlamaya çalışan ama bir türlü toparlayamandır, göçebe hayatı sürer genelde yerleşik hayata geçmesini dilediğim güzel isimli insandır Osmanlının göçebe olma özelliğini hayatının büyük bir döneminde damarlarına kadar hisseden bavul hazırlama konusunda başarılı olan başarılı bir öğrenci parçasıdır ..üzülme! Bak bunları hatırladığında güleceksin der tesellide verir ardından gözünüzden gelen yaşşlar gülmenizdendir... o yaşları hüzün gözyaşlarından gülmekten gelen yaşlara başarıyla çevirir... Bu 2 deli sizi söylediklerinizin esiri yapmaz sizi asla.. -Keşke söylemeseydim...demezsiniz , silah olarak doğrultmazlar söylediklerinizi...Ama dostu değilseniz canını yakmışsanız bir şekilde sinnnsice yakarlar canınızı anlamazsınız maazallah...:)Bunlar böyle nanemolladır böyle içten pazarlıkçıdır, böyle şakayla karışık laf sokandır Aaaah aaaah bir ben bilirim bir Allah... CANdır onlar benim CAN arkadaşlarımdır,yerlerine kimseyi koyamadıklarımdır,birini diğerinin yerinede koyamam ayrı tatları vardır... herkesin bir dostu olmalıdır en azından aldanmak aldatılmak , yalan söylemek kınamak için demiş ünlü üstad Ankaralı Turgut ayyy o : yakalrsam tıh tıh demişti pardon bunu söyleyen Özdemir Asaf'tı.. Sevgiyle kalın...